İMO ANA SAYFA   ŞUBE ANA SAYFA   ŞUBE İLETİŞİM   ARAMA   WEBMAIL   BELGE KONTROL   ÜYE GİRİŞİ

İMO ANA SAYFA
Üye İşlemleri Tescilli İşyerleri Kongre Sempozyum Çalıştay Programı GENÇ-İMO Sıkça Sorulan Sorular

05 ARALIK 2020, CUMARTESİ   

38

BASIN AÇIKLAMASI / 17 AĞUSTOS DEPREMİNİ UNUTMADIK, YENİDEN BİR SEFERBERLİĞE, GENİŞ BİR İŞBİRLİĞİNE İHTİYAÇ VAR

    Yayına Giriş Tarihi: 13.08.2020 00:00   Güncellenme Zamanı: 13.08.2020 15:34:40  Yayınlayan Birim: ANTALYA ŞUBE  
 

Güncellenme Zamanı: 13.08.2020 15:17:24

Unutmamak ve unutturmamak birer direniş sanatıdır… İnşaat Mühendisleri Odası da bu direniş sanatının bir parçasıdır, parçası olmaya devam edecektir… İNŞAAT MÜHENDİSİNİZLE DEPREMDEN SONRA DEĞİL, ÖNCE TANIŞIN…

 

 

17 AĞUSTOS 1999 DEPREMİNİN 21. YILINDA YENİDEN BİR SEFERBERLİĞE,

GENİŞ BİR İŞBİRLİĞİNE İHTİYAÇ VARDIR

17 Ağustos 1999 yılında yaşanan ve ülke tarihimizin sonuçları itibariyle en acı depremlerinden biri olan 7.4 büyüklüğündeki GÖLCÜK Merkezli depreminin üzerinden 21 yıl geçti. Resmi sonuçlara göre 18.873 insanımız yaşamını yitirdi, 23.781 insanımız yaralandı, Marmara Bölgesi başta olmak üzere 16 milyon insanımız bu depremin sonuçlarını yakından hissetti. Edirne`den Ağrı`ya, Samsun`dan Antalya`ya kadar her aileye uzak veya yakın ölçüde dokundu. Bu nedenle İnşaat Mühendisleri Odası 17 Ağustos 1999 Depreminin bir "MİLAT" olması gerektiğini ilan etmiştir.

 

17 Ağustos 1999 Depreminin üzerinden buyana 21 yıl geçti. Ülkemizde yine birçok deprem yaşandı! 2003 yılı Bingöl, 2011 yılı Van ve 2020 yılının ocak ayında yaşadığımız Elazığ-Sivrice Depremleri de sonuçları bakımından oldukça acı oldu. Önemli ölçüde can ve mal kayıpları ortaya çıktı. Yine Çanakkale, Manisa, Muğla- Bodrum, İzmir, Adıyaman, Denizli, Tekirdağ, Bingöl ve Malatya gibi illerimiz farklı büyüklüklerde deprem yaşadı. İstanbul başta olmak üzere ülkemizin farklı yerlerinde yeni ve yıkıcı depremlerin olacağını biliyoruz. İnşaat Mühendisleri Odası olarak deprem gerçeğini unutmadık, unutmayacağız. 17 Ağustos 1999 Gölcük ve daha sonra yaşadığımız diğer depremler de ortaya çıkan her acının yükünü omuzlarımızda, acısını ise kalbimizde taşıyoruz.

 

Depremin Ortaya Çıkardığı Sonuçlar Sadece Can Kaybı mı?

Bugüne kadar yaşamış olduğumuz depremler, ülkemizin bir deprem gerçeği ile karşı karşıya olduğunu ortaya koymaktadır. 100 yıl içerisinde oluşan depremlerde 110 bin insanımız yaşamını yitirmiş, 700 bin mertebesinde yapımız yerle bir olmuştur. Yaşamış olduğumuz depremler, ülkemizin bir deprem ülkesi olduğunu gösteriyor.

 

Açıkçası deprem tehlikesi altında bulunan kentlerimizde gerek konut nitelikli yapılarımız, gerekse kamu yapılarımızla birlikte endüstri tesislerimizin büyük oranda deprem güvenlikleri yoktur. Özellikle 1999 yılından önce üretilmiş olan yapılar halen varlıklarını sürdürüyorlar. Bu yapıların yıkılıp yeniden yapılmaları veya önemlice bir kısmının güçlendirilmiş olmaları gerekirdi. Son olarak yaşamış olduğumuz Elazığ-Sivrice ve Bingöl-Karlıova depremleri yapı stokumuzun ciddi bir deprem riski altında bulunduğunu bir kez daha göstermiştir.

Konut nitelikli yapılarımızın yanında okullarımız, hastanelerimiz, endüstri tesislerimiz ve diğer kamu yapılarımız çok büyük oranda güvensizdir. Apartmandan bozma hiçbir yapı güvenliği, yapı analizi ve denetimi olmaksızın açılan sağlık klinikleri ve okullara her geçen gün yenileri ekleniyor. Konut dışı bu tip yapıların güvenli olmadıklarını ve yaşanacak bir depremde büyük sorunlarla karşı karşıya kalacaklarını bilmek insanı rahatsız ediyor.

17 Ağustos Marmara Depreminin ardından 21 yıl geçti. Hala deprem riskleri için kalıcı tedbirler alınmadı. Oysa ki; Ulusal Deprem Konseyi Raporu`nda ve Deprem Şurası`nda, meslek odalarınca düzenlenen bilimsel etkinliklerde, ulusal seferberlikle ülkenin yapı stokunun 15-20 yılda iyileştirilebileceği, yapıların güvenli hale getirilebileceği üzerinde önemle durulmuştu. Bu açıdan bakıldığında, geride bıraktığımız 21 yılı, kayıp olarak görmek mümkündür. Önemli mevzuat değişiklikleri yaptık. Yapı denetimi sistemini getirdik, geliştirdik. Deprem yönetmeliğimizi iki kez değiştirdik. En azından yeni yapılar için 18 yılda önemli çabalar gösterdik, ciddi mesafeler kat ettik.  Ancak son iki yılda yolun sonuna geldik. Kent suçunun diğer yüzü İmar Affı ile maalesef son 21 yılı da kaybettik…

17 Ağustos Deprem yıkımının 21. Yılında Önemle belirtmeliyiz ki: Mühendislik hizmeti almadan kaçak olarak üretilmiş yapıların süresiz olarak yasal hale getirilmiş olması, devletin sorumluluğunda olması gereken  can ve mal güvenliği bir kenara atılmıştır. Ayrıca getirilmiş olan imar affı ile; 3194 sayılı İmar Kanunu, 4708 sayılı Yapı Denetimi Hakkındaki Kanun ve 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun işlevsiz bir hale gelmiştir. Oysa var olan yapı stokunun ve yeni yapılacak olan yapıların depreme karşı güvenli olmaları gerekir. Depreme karşı önlem almanın ve ortaya çıkacak olan can ve mal kayıplarını azaltmanın ve ortadan kaldırmanın tek çözüm yolu budur.

 

Temel sorun yara sarmak değil, insanlarımızı yıkılacak yapıların altında bırakmamaktır. Yoksa yıkılan yapıların altında kalan insanlara ulaşarak onları kurtarmanın kolay olmadığını, hatta mümkün olmadığını unutmamak gerekir. "İmar Barışı" denen bu afla deprem güvenliği ve mühendislik mesleği hiçe sayılarak toplumun can ve mal güvenliği yapı sahibinin "beyanına" teslim edilmiştir. Hiçbir yapı sahibi "yapım güvenli değildir diye beyanda" bulunmamıştır. Su havzaları, dere yatakları ya da hazine arazilerine yapılmış olan kaçak yapılar bile af kapsamına alınmıştır. Tüm yasal kurallara uyarak onun bedelini ödeyen konut ve yapı sahipleriyle birlikte, işini doğru yapan mühendis ve mimarlar cezalandırılmıştır.

 

Neler Yapılmalı?

Bir doğa olayı olan depremin ülkemizde afete dönüştüğü yaşanarak görüldü ve öğrenildi. Artık ülkemiz de bilinmeyen bir fay hattı yoktur. Bu faylar biriktirdikleri enerjilerini bir gün mutlaka açığa çıkaracaklar. Sorun açığa çıkan enerjinin yaratacağı depreme karşı dayanıklı yapı üretilmesinin koşullarını yaratmaktır. Durmadan fayları ve depremi konuşmak insanları depremin yıkıcı etkisinden korumaz. Geniş bir seferberliğe, geniş bir işbirliğine ihtiyaç vardır.

 

Bilimsel ölçekte kent planlarının yapılması, mesleki yetkinliğe dayalı yapı denetim sisteminin kurulması, nitelikli bir mühendislik eğitimi koşullarının sağlanması, mühendislik hizmetlerindeki kalitenin yükseltilmesi, İnşaat Mühendisliği Bölüm ve Programlarıyla ilgili kontenjanların azaltılması, 3458 Sayılı Mühendislik ve Mimarlık Hakkındaki Yasanın değiştirilmesi ve meslek alanımızla ilgili olarak bir "MESLEK YASASININ" çıkarılması zorunludur. Yapı güvenliğinin sağlanması için yapılması gereken uygulamalar ve yeni bir "AFET" bilincinin oluşturulması konusu ilgili kurum ve kuruluşların işbirliği ile geliştirilebilir.

 

Afet anı ve sonrasına odaklanmaktan daha çok afet öncesine odaklanmak gerekiyor.

 

Bir doğa olayı olan depremin doğal afete dönüşmesini önlemenin yolu, planlama-kentleşme, tasarım, uygulama ve yapı denetim sisteminin sağlıklı bir şekilde işlemesinden geçmektedir.

 

Daha güvenli ve yaşanabilir yerleşim yerlerinde yapıların üretilmesi deprem risk yönetiminin temel amaçlarındandır. Bunu sağlamanın en etkili yolu; yerleşim planlarında ana riskleri göz önüne alarak, gerekli düzenlemeleri yapmak ve "Deprem Yönetmeliklerini" ödünsüz bir şekilde uygulamaktır. Deprem yönetmeliğinin ve depreme dayanıklı yapı üretilmesinin ana unsuru inşaat mühendisleridir. Bu nedenle inşaat mühendislerinin iyi yetişmiş olmaları gerekir. Bu duruma rağmen Fiziki şartları yetersiz, öğretim kadroları son derece zayıf, laboratuvarı olmayan ve oldukça fazla kontenjana sahip okulların inşaat mühendisliği diploması veren okullara dönüşmüş olması kabul edilemez.

 

Her afetten sonra sık sık yapılan "yara sarma" anlayışından kurtulup; bilimin, tekniğin ve aklın gerektirdiği işleri yapmak gerekir. Bunun için "risk yönetimini" hayata geçirmek zorunludur. Depremin bir doğa olayı olduğu kabul edilmeli ancak denetimsizliğin neden olduğu olumsuzlukları "kader" gibi değerlendiren yaklaşımlar terk edilmelidir. Bugüne kadar yapılan çalışmalar, deprem öncesi alınacak önlemlerin deprem riskini önemli ölçüde azalttığını ortaya koymuştur. Sorunu sorun olmaktan çıkaracak olan tek yol; deprem yaşanmadan önce alınacak önlemlerde saklıdır.

 

BU VERİLER VE DEĞERLENDİRMELER IŞIĞINDA…

Antalya, Isparta ve Burdur illerimizin ilgili yöneticilerine, yetkili ve sorumlularına bir kez daha soruyoruz.

ANTALYA DEPREME HAZIR MI?

  • Antalya-Isparta-Burdur illerimiz depreme hazır mı?
  • Mevcut yapı stokumuzun deprem riski nedir?
  • Deprem Master Planı yapmayı düşünüyor musunuz?
  • Afet Yönetimi ile ilgili herhangi bir çalışma var mı? Kent sakinleri bunu ne kadar biliyorlar?
  • Afet sonrası Toplanma ve Çadır Yerleri olarak belirlenen yerlerden vatandaşlarımızın bilgisi var mı?
  • Afet sonrası Toplanma Alanları ihtiyacı karşılayacak gerekli fiziksel koşullara sahip mi?
  • Çadır Yerleri barınma, su, yemek, tuvalet, ilaç ihtiyacını karşılayacak şekilde hazır mı?
  • Antalya`da deprem riskinin azaltılması gerekçesine dayalı olarak yürütüldüğü belirtilen Kentsel Dönüşüm ve Yenileme Uygulamaları, gerçekten bu amaca mı hizmet etmektedir?

İnşaat Mühendisleri Odası Antalya Şubesi olarak, 17 Ağustos 1999 depreminin 21. yıldönümünde bir kez daha deprem tehlikesine dikkat çekiyor ve yetkilileri bu soruları cevaplandırmaya çağırıyoruz. Bu sorulara verilecek cevapların önemini bir kez daha vurguluyoruz.

Biz inşaat mühendisleri geleceğe endişeyle değil, güvenle bakmak istiyoruz. Bu istediğimizin her daim arkasında olacağımızı kamuoyuna duyuruyoruz. Çünkü toplumsal duyarlılığımız, yaşamın kutsallığına olan inancımız, bilimsel, mesleki gerçeklikler bunu gerektiriyor. Çünkü depreme karşı alınmamış önlemler ülkemizin hala en büyük sorunudur. 13 Ağustos 2020

 

TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası

Antalya Şubesi Yönetim Kurulu

 


Okunma Sayısı: 55

Antalya Şube Kaynaklı Haberler »
Tüm Haberler »

Sayfayı Yazdır

   

Key Yazılım Çözümleri A.Ş.